|
|
 |
 |
 |
 |
Louis Armstrong
Louis Armstrong, 4 Ağustos 1901’de New Orleans’da doğdu. Babasının
evi terketmesi üzerine, Armstrong’un çocukluğu, annesi ve küçük
kızkardeşine bakarak geçti. Bu nedenle okula gidemedi. Fakat kıvrak
zekası ve insanlarla iyi ilişki kurabilme yeteneği sayesinde, sokaklarda
hayat bilgisini iyi öğrendi. Çeşitli dükkanlarda yaptığı ayak işlerinin
yanı sıra sokaklarda şarkı söyleyerek de para kazanmaya başladı. On
yaşlarında, yaşamında çok önemli bir değişiklik oldu: Yılbaşı gecesi
kendine ait olmayan bir silahla sokakta rastgele ateş açmak suçuyla bir
ıslahevine gönderildi. Aslında müzik yaşamında profesyonelliğe burada
adım attığı söylenebilir.
Islahevi korosunda önce şarkıcı, sonra perküsyoncu ve kornetçi olarak
yer aldı. Yaşamının anlamı haline gelecek olan müzikteki yeteneği iyice
gün ışığına çıkmıştı. Birkaç yıl sonra ıslahevinden çıktığında tek
hedefi kendine bir enstrüman alarak müziğe devam etmekti. Para kazanmak
için bir at arabasıyla kömür dağıttı. Bu arada da ödünç aldığı
kornetlerle bulabildiği her grupla müzik yapıyordu. Daha yirmi yaşına
gelmeden bu çabaları karşılığını buldu ve şehrin en iyi gruplarıyla
çalmaya başladı. Armstrong’un müzikle ıslahevinde tanışmasının müziği
üzerinde de büyük bir etkisi oldu; o zamanın caz müzisyenleri arasında
yaygınlaşan tarzlardan farklı bir tarzı vardı. Bu tarzını caza
kattığında ortaya çok daha süslü ve kişisel bir müzik çıkıyordu.
Bu farklı genç, çok geçmeden şehrin en önemli cazcılarından biri olan
Joe “King” Oliver’in dikkatini çekti ve Oliver onu müziksel bir himaye
altına aldı. Oliver’la olan ortaklığı Armstrong’a birçok kapı açtı. Önce
reddetse de Oliver’ın ikinci daveti üzerine Chicago’ya, onun
orkestrasında çalışmaya gitti. Armstrong’un Chicago’ya gelişiyle
Oliver’ın popülerliği de artmaya başladı çünkü dinleyiciler onun
müziğindeki farklılığı yaratının kim olduğunu bilmeseler de dinledikleri
şeyin özel olduğunu biliyorlardı. Bir süre sonra Armstrong’la grubun
piyanisti Lillian Hardin arasında bir yakınlaşma oldu ve 1924’te
evlendiler. Hardin, Armstrong’un yaşamındaki ikinci büyük müziksel etki
oldu ve onu Oliver’ın orkestrasını bırakarak New York’a gitmeye ikna
etti. Armstrong New York’ta Fletcher Henderson’ın orkestrasına katıldı
ve New York’luları hayran bırakan müziğini orada da sergiledi. Birkaç
yıl New York’ta kaldıktan sonra Chicago’ya geri dönerek karısının
orkestrasında “Dünyanın En İyi Trompetçisi” adı altında çalmaya başladı.
Takip eden bir iki yıl boyunca aralarında ünlü Hot Five ve Hot Seven
session’larının da bulunduğu kayıtlar yaptı. Bessie Smith, Clara Smith
ve Trixie Smith gibi zamanın en iyi blues şarkıcılarına da kayıtlarda
eşlik etti. 1926’da Carroll Dickerson ve Erskine Tate’in orkestralarına
katılarak iki müzisyen arkadaşıyla ortak bir klüp işletmeye başladı.
1930’lu yıllara gelindiğinde artık ülkenin en aranan cazcılarından
biriydi, tüm büyük şehirlerde konserler veriyordu. Bu yıllarda korneti
bırakarak tamamen trompete yöneldi. Bazen orksetralarla, çoğu zaman da
tek başına konser veriyordu. Los Angeles’ta Les Hite’ın, New York’ta da
Chick Webb’in orkstrasıyla çalıştı. 1932 ve 33 yıllarında Avrupa’ya ilk
ziyaretlerini yaptı. Sanatçıyı sadece plaklarından dinlemiş olan elit
Avrupalı cazseverler onun sahnedeki fazla samimi tavırlarına ve
terlemesine pek alışamadılar.
1935 yılından itibaren Armstrong, Luis Russell orkestrasına liderlik
etmeye başladı. 1938’de karısından boşanarak Alpha Smith’le evlendi.
1942’de yeniden boşanıp geri kalan yaşamını birlikte geçireceği Lucille
Wilson’la evlendi. Swing’in ortalığı kasıp kavurmaya başladığı 30’lu ve
40’lı yıllarda Armstrong’un kariyeri düşüş göstermeye başladıysa da
sanatçı müziğindeki ustalığını doruklara taşımaya devam etti. Bu dönemde
Armstrong’un yaşamına menajer Joe Glaser girdi. Müşterilerini zengin ve
ünlü yapmak için her yolu deneyen bu hırslı adam Armstrong için de yoğun
promosyon çalışmaları yaptı ve Armstrong için caz yıldızlarından oluşan
bir orkestra kurdu. “Louis Armstrong and His All Satrs” adıyla anılacak
olan bu ekiple Armstrong aralıksız dünya turneleri yapmaya başladı.
Salonları istekli dinleyicilerle doldurmaya başlayan Armstrong ve
orkestrası bu dönemde birçok kayıt da yaptı. Ancak geçen zaman içinde
Armstrong’un dudağı zayıfladı ve sanatçı daha az bilinen yönünü,
şarkıcılığını öne çıkarmaya başladı. Armstrong’un gırtlaktan gelen sesi,
rahat sunumu ve mükemmel zamanlaması tüm şarkılara eşsiz bir kişilik
kazandırıyordu. Sanatçının eşsiz yorumunun en güzel örnekleri “(I Want)
A Butter and Egg Mn”, “Black and Blue”, “Do You Know What it Means to
Miss New Orleans” gibi şarkılardır.
Armstrong 1968’de “What A Wonderful World” şarkısıyla İngiltere’de 1
numaraya yerleşti. Armstrong şarkılara, kendi yazarlarını bile hayrete
düşüren bir derinlik ve anlam yükleyebiliyordu. Ayrıca “scat” (sözsüz
vokal seslerinin şarkı sözlerinin yerini alması) stilini başarıyla
sergileyen ilk sanatçılardan biriydi Armstrong. Her ne kadar bu stili
1926’da bir kayıt sırasında söz kağıdının yere düşmesi üzerine sözleri
uydurmak zorunda kalmasıyla bulduğunu söylese de, bu teknikteki ustalığı
tesadüften daha fazla birşeyler olduğunu gösteriyordu. Böylece Armstrong
ilerleyen yaşlarında trompetçi değil, bir şarkıcı olarak uluslararası
bir star olmayı başardı. Armstrong’un dünya çapında ünlü olması ona
birez eleştiri de getirdi. Amerikalı zenciler onun kendi insanları için
daha fazla şey yapmasını istiyor, tavırlarını eleştiriyorlardı. Hatta
sanatçı, insan hakları için yapılan gösterilere yeterince destek
vermemekle suçlandı. O sıralarda 60 yaşında olan Armstrong, politikaya
ayıracağı zamanı müziğe vermeyi tercih etti ve kalp rahatsızlığını
basından saklayarak konserler vermeyi sürdürdü.
Armstorng 6 Temmuz 1971’de ... hayata veda etti.
Önceki Sayfa
|
 |
 |
 |
 |
|
|