Aşk
Hikayeleri
Mine G. Kırıkkanat (Saulnier)
"...Sabah sersemi
üstüne geçirdiği bornozun cebinde küçük, yumuşak bir şey buldu. El
kadar, pembe, dantelli bir külot. Bu kez içi cız etmedi, şaşırdı. Çay
yapmak üzere mutfağa girdiğinde, saydam sürahinin içinde bir yüzük,
kendisini bekliyordu. 'Beşinci yıl halkası...' diye anımsadı.
Buzdolabını açıp tereyağını çıkarırken, neredeyse küçük dilini
yutacaktı. Peynirlerin ve yoğurtların arasında, tavşan tüylü pomponlu
bir terlik duruyordu. Telaşla öteki teki aramaya başladı adam.
Mutfaktaki tüm dolapları gözden geçirdi, bulamadı. Köşe bucak evi
aramaya başladı. Artık anlamıştı. Her delikten, ona ait bir eşya
çıkıyordu. Koltuk yastığının altından gecelik, sigara kutusundan ruj,
Çin vazosundan diş fırçası... Ter içinde kalmıştı. Gönülsüz bir hazine
avcısı gibi bulduğu ganimetleri, masanın üstüne topladı. Korku dolu bir
önseziyle kitaplığa saldırdı. Yanılmamıştı: Rasgele çektiği kitabın ilk
sayfasına; SS yazılmıştı. Bir zamanlar paylaştıkları ortak dilde, 'seni
seviyorum'un kısaltılmıştı. İkinci kitap da benzeri mesaj taşıyordu.
Üçüncü ve dördüncü de.
Adam, duvarları boydan boya kaplayan binlerce kitaba baktı umutsuzlukla.
Evet, yatağını, kitaplarını ve yaşamını ister istemez, uzun bir süre
başka bir kadınla paylaşamayacaktı. Kendisi korkmasa, gelen korkardı
SS'in yerine geçirmeye"
(Arka Kapak)
Kimdi sizi bu kadar kendine hayran bırakan?
Hayranlık duyduğum mu? Bırakın onu söylemeyeyim isterseniz. Bir gün
anılarımı yazdığımda okursunuz. Kimlere aşık olup kimlere hayranlık
duyduğumu. Onun dışında yazdığın hiç bir hikaye başımdan geçen değildir.
Zaten bir yazar, kendinden bir şeyler yazarsa, tükenir. Çünkü bir
insanın yaşayabileceği kısıtlıdır. Bir yazar başkasını ve başkalarının
hikayelerini anlatmasını bilmelidir. Bildiği ve bunu yaptığı sürece,
devamlı ve kalıcıdır. Ben de aynı
şekilde mesela, belki içindeki bir detay benim aşkımdan bir detaydır.
Veya bir başkasının detayıydı. Örneğin, İspanya'daki bir detaydır.
Mesela "saçlarıma dokunma öyküsü". Aslında, İspanya'daki bir
arkadaşımın, bir Macar orkestra şefiyle yaşadığı bir aşk hikayesiydi.
Ama ben sadece o tümceyi aklımda tuttum. Zaten bir kere gördüm onları.
...
"Türkiye'de aşk ayrılınca başlıyor"
Sizce, bu yüzden mi insanlar aşkı bulamıyor?
Belki de ama, biraz kırılmalar var. O yüzden benim hikayelerim çok sıcak
geliyor insanlara. Yakın buluyorlar. Kendileri yaşamış gibi
hissediyorlar. Bıraksalar kendilerini olması gerektiği gibi olacaktı.
Kendilerini şartlandırdıkları, koşullandıkları için, aradıklarını
bulamıyorlar. Ya da aradıkları için bulamıyorlar.
Gerçek iki kahramanı var kitabın: Kadın ve erkek. Tek konusu var: Aşk.
Gerisi hep yan faktörler. Erkek aldatıyor. Akıllı kadın ise intikamını
almasını çok iyi biliyor. Sanki bir erkek oturmuş da kadınları aldatma
senaryoları hazırlamış. Sonra kahramanlara 'hadi canlandırın bunları'
demiş...
...
Fotoğraflar: Daniel Colagrossi
Türkçe
89 sayfa - İstanbul, Ekim 2000
Om Yayınevi / Öykü Dizisi
Önceki Sayfa