Burşem Ege

İşte bir başarı hikayesi…

bursem-egeReklamcı olmak istedi ama kendini televizyon dünyasında yapımcı olarak buldu. Medya dünyasının sevilen çalışkan ve ünlülere yakınlığı ile bilinen bir siması oldu. Baba mesleğinden köşe bucak kaçtı yıllarca. Ta ki geçen yıl, gözü kara girişimci babasıyla bir fikir yakalayana kadar. Sebze tatlılarını kavanoza koydu, kavanozları çantasına. Arkadaşlarıyla eğlenmeye gittiği gece kulüpleri ve ünlü mekanlar ilk müşterileri oldu. Tam da kendi prodüksiyon şirketini kurmaya hazırlanırken, baba şirketi Solena’yı geliştirme yolunda çalışan bir yönetici oldu. İşte genç ve çılgın girişimci Burşem Ege’den yöresel tatlar ve anne tarifi tatlıların kavanoza giriş hikayesi.

Nereden aklına geldi bu iş?
Bu zaten 17 yıllık bir marka. Adı Solena ama öyle bir anlamı yok. Babam kurdu, zeytinyağı işi yapıyor. Bizim yerimiz Aydın’da. İlk Romanya’ya sattı ve epey yol aldı. Girişimci bir yapısı var durup durup aklına bir şey gelir “Şunu da yapalım” der. Bazen ben frenlerim. Bu senenin başında babama “Hep yurt dışında bir şeyler yapıyoruz, iç pazara da girelim” dedim. Babamın Aydın’da bir arkadaşı yöresel tatlıları üretiyordu. Ama adamın vizyonu fazla geniş değildi. “Hadi bu işi de yapalım” dedim. . Ne olduğunu anlayamadan kendimi projenin içinde buldum. Böylece o ürünleri kendi markamızın altına aldık. Yöresel tatlıları kavanozladık.

Sebzenin tatlısı oluyor yani.
Evet meyvenin yanı sıra sebze tatlılarımız var. Ama altını çiziyorum bazen reçelle karıştırıyorlar. Reçel değil bildiğimiz tatlı.

Neler var?
Kabak tatlısı, incir, turunç, ceviz, kırmızı pancar var. Ama bazen reçelle karıştırıyorlar bizimkiler reçel değil tatlı.

Sen televizyoncusun ama bu asıl mesleğinle çok alakasız bir iş. Şimdi baba mesleğini devam ettiriyorsun.
Ya öyle oldu. Bana hep söylüyorlardı “Burşem baba mesleğine dönersin” diye. Ama ben “saçmalamayın ” diyordum. Çok idealistimdir. Reklamcılık mezunuyum ve hep bu reklamcı olmak istedim. Görsellik benim için çok önemlidir güzel olan her şeyi severim. Bu işte de öyle oldu. Etiket tasarımıyla ilgilendim, web sitesini yaptım. Renklerin uyumu çok önemliydi. Tanıtım için özel prodüksiyon hazırladım. E arkadaşlarımla reklam filmini çektim, oyuncu arkadaşlarım rol aldı.

Sonra?
E ben medyanın içindeyim zaten. Çevremin çok desteğini gördüm. Reklam firmasına vereceğim bütün işleri kendim yaptım. PR’ını da pazarlamasını da ben yaptım. Reklamcılık tutkumu kullandım bir bakıma.

Tatlı pastanede olur veya evde yapılır genelde. Piyasanın tepkisi nasıl oldu?
Önce yadırgadılar. Otellere ve büyük gruplara gittiğimde “Nasıl yani, turuncun tatlısı mı olur? Konserve mi” gibi sorularla karşılaşıyordum. Hayır konserve değil, tamamen doğal tatlı. Glikoz kullanmıyoruz. Cam kavanozda, açılmazsa raf ömrü bir yıl. Açılınca da dolapta saklanıp en fazla üç haftada bitirilmesi gerekiyor. Bir de şöyle bir şey var, sen evde yapmaya kalksan bizden daha ucuza mal edemezsin. Bir de gidip alışveriş yapacaksın, emek harcayacaksın. Ben gece hayatını gezmeyi çok severim. Bütün bu mekanlara götürdüm önce. Sonuç olumlu oldu.

İç piyasaya giriş tamam, sonraki hedef?
Büyümek… Ama istikrarlı olarak. Hep dua ediyorum sevilen ve güvenilen bir iş kadını olarak tanınayım. Çünkü her yaptığım işte öyle olmaya dikkat ettim. Markayı Türkiye’de herkes bilsin istiyorum ama öyle her yerde olayım diye bir kaygım da yok. Büyük marketlerde olayım demiyorum. Tam tersi butik kalmak istiyorum. Zaten internetten online alışveriş imkanı var. Onun dışında bazı merkezlerde şubeler açmayı hedefliyorum.

Kafanda kurumsal bir yapı var
Aynen öyle. Kurumsal yapmaya çalışıyorum. Aydın’da çalışan kızlar var, şirkette. Ama ben daha iyi çalışıyorum. Bir şey düşünmedikleri zaman çok kızıyorum. Teknolojiyi kullanalım hep maille çalışalım istiyorum. Mesela bir şey oluyor bana gün sonunda mail atılıyor. Daha hızlı olmak istiyorum. Telefonumun kaç kere şarjı bitiyor. Sürekli e-postalarımı kontrol ediyorum, sosyal medyayı takip ediyorum. Neredeyse 7×24 araştırma ve PR yapıyorum bu sayede.

Nasıl?
Mesela twitter’da arama kısmına “Kabak tatlısı yazıyorum”. Onunla ilgili bir tweet atan varsa hemen ona mesaj atıyorum. Diyelim ki biri “Bir kabak tatlısı olsa ne iyi olurdu” yazıyor. Ben de ona “Merak etme bak biz yaptık” diye internet sitemizin linkini atıyorum. Mobil ofis gibiyim, çalışmadan duramıyorum.

Başa dönüp eğitimini sormak istiyorum. Nereden nereye geldin?
Kabataş Erkek Lisesi mezunuyum. Zaten İstanbul’a gelişimiz öyle oldu. Ben liseye başladım kardeşim voleybola. Profesyonel olarak oynuyor, çok iyi voleybolcu. Üniversiteyi Amerika’da okudu. Onun hayatı hep spor oldu. Hiç baba mesleğiyle ilgilenmedi, kimse de ilgilenmesini beklemedi zaten. Ailede herkesin gözü benim üzerimdeydi, benden bekliyorlardı. Ben de kaçıyordum. Ama kendi mesleğimden çok uzak görmüyorum şu anda yaptıklarımı. Aslında reklamcı olmak istiyordum. Çok komik daha orta okuldayım, bunun üniversitesi olduğundan bile habersizim. Sokaktaki afişleri görüyordum çok hoş geliyordu bana. Senaryolar yazıyordum, mahallede arkadaşlarıma oynatıyordum. Lisede bütün arkadaşlarım “Doktor olacağım, mühendis olacağım” derken. Ben “Reklamcı olacağım” derdim. Zaten üniversite tercihimde bir tek iletişim yazdım ve burslu kazandım.

Ama reklamcı olmadın.
Yapımcı oldum. Prodüksiyon şirketinde asistan olarak çalışmaya başladım. Okurken hem de. Çalışmayı çok severim. Hızlı yükseldim ama gece gündüz demeden çılgın bir tempoda çalışıyordum. Mezun olunca önemde iki seçenek vardı. Ya reklamcı olmak için sıfırdan başlayacağım ya da televizyon sektöründe başladığım kariyerime devam edeceğim. Televizyonculuğu seçtim. Reklamcılık içimde kaldı. Bu işle biraz içine girmiş oldum. Ama büyük reklam şirketlerinden birinde çalışmayı isterdim yani.